CEİD

Bu proje Avrupa Birliği tarafından finanse edilmektedir.

TÜRKİYE'DE KATILIMCI DEMOKRASİNİN GÜÇLENDİRİLMESİ:
TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİNİN İZLENMESİ PROJESİ

Antik Çin’in gizemli kimya formülleri sonunda çözüldü: Sonuç şaşırtıcı!

Bilim insanları yıllardır çözmeye çalıştı, sonunda iki Oxford araştırmacısı bunu başardı: Antik Çin’in gizemli kimya formülleri çözüldü! Sonuçlar beklendiğinden çok daha karmaşık ve ilginç.

Yüzyıllık Bir Sır: Kaogong Ji Kimya Formülleri

Antik Çin’in kalbinden kopup gelen Kaogong Ji, yani “Çeşitli Meslekler Kitabı” veya “Zanaatkârlar Sicili”, milattan önce 3. ile 5. yüzyıllar arasında kaleme alınmış, günümüze kadar ulaşan en eski teknik ansiklopedi olarak biliniyor. Bu kıymetli eser, aynı zamanda Zhou Li (Zhou’nun Ritüelleri) adlı daha geniş kapsamlı bir kitabın parçası. Zhou Li bir devletin nasıl yönetileceğine dair tam bir rehber; ülkede her idarecinin rolü titizlikle belirtilmiş.

Bilim insanları 1920’lerden beri, bu kitabın içindeki altı gizemli kimya formülünü anlamaya çalışıyorlardı. Söz konusu formüller, dönemin en prestijli nesneleri arasında sayılan bronz eşyaların üretimiyle ilgili talimatlar içeriyor: silahlar, kaplar, çanlar, müzik aletleri… Aklınıza ne gelirse! Ancak her şey bu kadar basit değildi.

Reçeteler mi, Yoksa İdari Bir Fantezi mi?

Formüllerde şu ifadeler geçiyor: “Şu kadar Jin alın ve şu kadar Xi ile karıştırın.” Güzel, ama kim bu Jin ve Xi? Herkes yıllardır Jin’in bakır, Xi’nin ise kalay olduğuna inanıyordu. Ancak işin ilginci, eski Zhou Hanedanı’ndan kalma bronz nesneler üzerinde yapılan laboratuvar analizleri, bu tarifleri takip eden bileşimlerin orijinal nesnelerle uyuşmadığını gösteriyordu.

Uluslararası meşhur arkeolog Mark Pollard durumu şöyle aktarıyor: “Uzun zamandır elde ettiğimiz bileşimlerde saf metal oranları tamamen farklı. Bu yüzden formüllerin, gerçek kimya tariflerinden ziyade, devleti tatmin etmek için uydurulmuş birer idari kurgu olduğu düşünüldü.”

Jin ve Xi: Gerçekten Ne?

İngiltere’de Oxford Üniversitesi’nden Mark Pollard ve Ruiliang Liu, sabırlı araştırmalar sonucu Jin ve Xi’nin, aslında saf metaller değil, önceden hazırlanmış alaşımlar olduklarını ortaya koydu. Yani Çin’in ilk bronz eserleri kitapta anlatıldığı gibi üretilmiş! Pollard şöyle açıklıyor:

  • Eski Çin bronzları çoğunlukla üç temel bileşenden (bakır, kurşun ve kalay) oluşuyor.
  • İki saf metali karıştırarak üçlü alaşım elde etmek neredeyse imkansız. Bu dönemin bronzlarında kurşun oranları, doğal saflıkta gelen metallerden daha yüksek çıkıyor.
  • Kısacası, Jin ve Xi büyük olasılıkla “ön karışımlar” — yani biri bakır/kurşun karışımı (Cu/Pb), diğeri ise esas bronz (Cu/Sn/Pb) olarak hazırlanmış.

Bu çözüm, eski Çin paralarının kimyasal analizlerine de dayanıyor. Yani, “Kaogong Ji’de anlatılan formüller aslında gerçekten uygulanmış!” demek mümkün.

Tedarik Zincirine Açılan Yeni Bir Kapı

Bu keşif yalnızca eski ustaların formüllerini doğru okuduğumuzu göstermiyor; aynı zamanda dönemin meta tedarik zincirine de ışık tutuyor. Daha önce düşünülene göre; merkezler (Anyang, Loyang, Xian gibi) bronz dökümünü kontrol ediyor ama metali uzak bölgelerden, yani Yangtze boyunca güneyden veya kuzey-batı sınırlarından getirtiyordu. Pollard, “Ekstraksiyon ve eritme işlemlerinin buralarda yapıldığını, sonra metalin merkezlere taşındığını varsayıyorduk.” diyor.

Ancak yeni keşfe göre, arada bir ön-karışım hazırlama aşaması da var! Şimdi şu soru ortaya çıkıyor: Bu ön-karışım süreçleri tam olarak nerede ve niçin yapılıyordu? Cevabı hâlâ meçhul; özetle, arkeologlara keşfedecek yeni bir gizem daha eklendi.

Gücün ve İletişimin Anahtarı: Bronzun Ruhani ve Ekonomik Rolü

Bronz, Shang ve Zhou hanedanlarında “stratejik bir metal” olarak kabul edilmişti. Batıda olduğu gibi sadece silah üretmek için değil, esasen dini törenlerde tanrılarla ve atalarla iletişimi sağlayan ritüel objeler yapmak için kullanılıyordu. Bu yüzden de bronzun kontrolü tüm imparatorluk gücünün anahtarıydı.

Ekonomik etkisinin yanında, konunun felsefi bir derinliği de var. Dönemin Çinlileri (tıpkı çoğu eski toplumda olduğu gibi) kurşun ile kalayın aslında farklı saflık düzeylerinde aynı madde olduğuna inanıyorlardı. Bugün ise “Jin” kelimesi Çince’de “altın” anlamına geliyor. Demek ki yüzyıllar boyunca bu terim de büyük bir evrim geçirdi— tarih boyunca kelimelerin başına neler gelmiş kim bilir!

Sonuç olarak: Bilim, sabır ve biraz da eski metinlere olan merak sayesinde tarihin karanlık sayfalarından bir sır daha çözülmüş oldu. Müzedeki eski bronzlara bambaşka bir gözle bakmaya hazır mısınız?

Yorum yapın