Dünyanın derinliklerinde Jules Verne’i bile şaşırtacak bir sır: Ayaklarımızın altında devasa bir “katı okyanus” olabilir! Bilim dünyasının devasa soruları hâlâ yanıt arıyor ama elde edilen son bulgular, gezegenimiz hakkında onlarca yıldır bildiğimizi sandıklarımızı kökünden sarsıyor. Hazırsanız; okyanuslar, elmaslar ve gezegenin gizli kalmış suları ile dolu garip bir yolculuğa çıkıyoruz.
Düşlerin Gerçeğe Dönüşü: Kayıp Okyanusla Tanışın
Jules Verne’in 150 yıl önce hayal ettiği gibi, dünyanın kalbinde dev bir okyanus olabilir mi? 20. yüzyılın sonlarında bilim insanları buna pek ihtimal vermiyordu. Çünkü onlarca kilometre derinlerde, yüksek basınç ve sıcaklıkta suyun var olamayacağı düşünülüyordu. Fakat son on beş yılda bulunan sıra dışı elmaslar, gezegenimizin içindeki sırların penceresini araladı. Bu elmaslar öyle özel ki, adeta jeolojik bir zaman kapsülü gibi çalışıyorlar ve bilim insanlarına yer kabuğunun derinliklerinden haberler getiriyorlar.
Elmaslar ve Ringwoodit: Suya Dair Sırların Anahtarı
2009’da Brezilya’da, Alberta Üniversitesi’nden Dr. Graham Pearson’un ekibi rastlantı eseri çok özel bir elmas buldu. Bu değerli taş, üst ve alt manto arasında kalan “geçiş bölgesi”nde, yani tam 410 ile 660 kilometre derinlikte, muazzam sıcaklık ve basınç altında oluşmuştu. Oysa sıradan elmaslar, genellikle yalnızca 150 kilometre derinlikten çıkıyor. Asıl ilginçlik ise elmasın içindeki suyla dolu ringwoodit adlı mineralde saklıydı. Ringwoodit, normalde yalnızca meteorlar veya laboratuvar deneylerinde gözlenebilen, sulu bir mineral. Yani olivin adı verilen sıradan bir taş, yüksek sıcaklık ve basınca – ve biraz da suya – maruz kalınca ringwoodite dönüşüyor. Söz konusu elmasın yüzde 1,4’ü de bu “hidratlı” – yani su barındıran – ringwoodit içeriyordu.
Bilim insanları şöyle söylüyor: Eğer manto geçiş bölgesi genel olarak bu tip minerallerle kaplıysa, ayağımızın altında bir veya iki dünya okyanusuna denk miktarda su saklı demektir!
- Ringwoodit, OH- radikalleri (parçalanmış su molekülleri) tutabiliyor.
- Katı hâlde, yüksek basınçta “sıvı gibi” davranıyor.
- Bu yapı, geçiş bölgesinin suyla dolup taşmasını mümkün kılıyor.
Kıtalar Ötesi Kanıt ve Bilimin Yeni Soruları
“Bir kanıt yetmez!” diyen bilim insanları için önemli bir gelişme daha yaşandı. 2022’nin sonunda Nature dergisinde yayımlanan bir araştırmada, bu kez Botswana’daki Karowe madeninde benzer bir elmas bulundu. New York’taki Gemological Institute of America’dan mineral fizikçisi Tingting Gu ve ekibi, bu yeni taşın geçiş bölgesinin dev bir su rezervi olabileceğini doğrulayan veriler sundu. Büyük mesafelerle ayrılmış iki farklı noktada benzer elmasların, benzer hidratasyonu göstermesi, bu olayın yeryüzünün birçok yerinde geçerli olabileceğini gösteriyor.
Ancak cevapsız iki kritik soru hâlâ gündemde:
- Bu suyun kökeni ne? Dünya oluşurken mi geldi, yoksa okyanus tabanından döngüsel olarak mantoya mı taşındı?
- Bu su rezervleri, gezegenin işleyişinde ve jeolojisinde ne kadar önemli rol oynuyor?
Bilim insanları, suyun kökenini anlamak için şu yöntemleri tartışıyor:
- Minerallerin hidrojen izotop oranlarını inceleyerek, bunları meteorit ve yüzeydeki oranlarla karşılaştırmak.
- Eğer hidrojen oranı yüzeye benziyorsa, okyanussal kabuğun dalması (subdüksiyon) sırasında taşınmış olabilir.
- Eğer meteoritlerle aynıysa, su “primordial” yani gezegenin ilk oluşumundan beri orada olabilir.
Yeraltı Okyanusunun Jeoloji ve İklim Üzerindeki Rolü
Dr. Gu, bu “yeraltı okyanusunun” derin su döngüsü açısından kritik rol oynayabileceğini düşünüyor. Suyun, derinliklerdeki dağılımı; volkanizmayı, iklimi ve manto taşlarının fiziksel-kimyasal yapısını bile etkileyebilir.
Graham Pearson ise, geçiş bölgesindeki bu suyun, 300-660 km arasında meydana gelen derin depremlerle ilişkili olabileceğine dikkat çekiyor. “Hidrolojik zayıflama” adı verilen süreçte, bu su taşların moleküler bağlarını gevşeterek, derin kayaçların çökmesine sebep olabiliyor. Yani, yer altındaki suyun hareketi, dünyamızın levha tektoniğini ve sismik aktivitelerini doğrudan etkiliyor olabilir.
Sonuçta bilim insanları, bu sorulara yanıt bulabilmek için sismoloji, kimya ve mineral fiziği gibi farklı disiplinlerin iş birliğine ihtiyaç duyuyor. Çünkü bu tür taşlar gezegenimizin ulaşamayacağımız derinliklerinden gelen sessiz tanıklar.
Ve biraz mizah: Belki de suyumuzu tasarruflu kullanmalı ve ayakkabılarımıza dikkat etmeliyiz; kim bilir, altında dev bir okyanus vardır! Ama ciddiyetle, bu yeni keşifler bize şunu gösteriyor: Biz insanlar, dünya karşısında ne kadar küçük olduğumuzu belki yeni yeni fark ediyoruz. Araştırmalar derinleştikçe, gezegenimizin ne kadar sürprizli olduğunu hep birlikte göreceğiz.



