CEİD

Bu proje Avrupa Birliği tarafından finanse edilmektedir.

TÜRKİYE'DE KATILIMCI DEMOKRASİNİN GÜÇLENDİRİLMESİ:
TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİNİN İZLENMESİ PROJESİ

Dünyanın enerji krizini bitirebilecek neredeyse sonsuz bir kaynak bulundu!

Dünyanın enerji krizine kesin çözüm mü yolda? Bilim dünyasının gözü kulağı yerin tam 10 kilometre derinliğinde, insanın aklına “Kömür ve petrolü bırakıyoruz da, kraterin dibine mi gidiyoruz şimdi?” sorusunu getiren yepyeni bir enerji kaynağında! Eğer bu devrim niteliğindeki plan işlerse, bildiğimiz jeotermal çağını birazdan tarih kitaplarında okuyor olacağız…

Daha Derine, Daha Sıcak: Jeotermalde Sınırları Zorluyoruz

Geleneksel jeotermal enerji santralleri bugüne dek 200°C’ye kadar ısınmış kayalarla yetinirken, Quaise Energy isimli yenilikçi ekip çıtayı adeta Everest Tepesi’ne taşıyor ve 375°C’ye ulaşan süper sıcak kayaları hedefliyor. “Bunu nasıl yapacaksınız? 375°C’de tavuk gömse pişer!” diyenlere ise cevapları hazır: Klasik sondajla değil, mikro-dalga teknolojisi ile! Yani; kaya resmen buharlaşıyor ve içindeki depolanmış enerji ortaya çıkıyor.

Yerin Altında Saklı Neredeyse Sonsuz Enerji

2006 yılında MIT tarafından yapılan bir araştırma, yalnızca yeraltındaki 3 ila 10 kilometre arasındaki jeotermal enerjinin yüzde ikisini çeksek bile, ABD’nin yıllık enerji tüketiminin tam 2.000 katından fazlasını karşılayacak güç elde edilebileceğini gösterdi. Quaise’in peşinde olduğu da tam olarak bu devasa potansiyel. Nasıl mı?

  • 375°C’ye ulaşan süper ısınmış kayalara su enjekte ediliyor.
  • Bu aşırı sıcak kayalar, suyu “süperkritik” hâle getiriyor (şimdiye dek mutfakta denenmemesi tavsiye edilir).
  • Böylece su, klasik jeotermalden 3-4 kat daha fazla enerji taşıyor!

Teknolojik Zorluklara Yaratıcı Çözümler

Tabii işler “Haydi sondajı basalım!” kadar kolay değil. Bu sıcaklık ve basınçlarda geleneksel sondaj çalışmıyor; ekipmanlar resmen pes ediyor! Quaise ise çareyi mikro-dalga tabanlı bir sondaj sisteminde bulmuş. Sondajın derinliği veya karşılaşılan kaya türü fark etmiyor; adeta yer altını mikrodalgaya koyar gibi… Bu yenilikçi yöntem, farklı derinlik ve kayalarda sorunsuz çalışabiliyor.

Ancak herkesin aklında bir soru var: “Bu kadar yüksek sıcaklıklarda, hiç test edilmemiş ortamlarda su nasıl davranacak?” Quaise, suyun bu olağanüstü koşullarda ne yapacağını anlamak için şu anda çeşitli modellemeler üzerinde çalışıyor. Yani, tamamen deneme-yanılma devri de değil; bilimsel öngörülerle ilerliyorlar.

Küçük Çatlaklar, Büyük Fikirler: Enerjiyi Taşımanın Yeni Yolu

Quaise’in Jeotermal Kaynak Geliştirme Başkan Yardımcısı Trenton Cladouhos, “Kayaları dev gibi çatlatmak yerine, mikro-çatlaklar oluşturarak kuyuları birbirine bağlarız ve böylece büyük bir “geçirgenlik bulutu” oluştururuz” diyor. Bu yaklaşım, küçük dokunuşlarla büyük enerji akışları yaratmayı hedefliyor. Bu yöntem, Oregon’da bulunan Newberry Yanardağı’nda, daha sığ derinliklerde benzer sıcaklıkların denenebileceği bir pilot projede sınanacak. Şimdilik “çatlak bir fikir” gibi gelebilir ama hedef pratikte devrim yaratmak.

  • Geniş geçirimli alanlar: Devasa, kırık riskli çatlaklar yerine ince mikro yollar sayesinde su akışı kolaylaşıyor.
  • Hibrit yaklaşım: Doğal, plan düzleminde ve mikro çatlakları birleştirerek, zorlu koşullarda maksimum enerji çekimi mümkün olabilecek.

Bu yenilikçi model, jeotermalin verimini katbekat artırabilir; daha az fosil yakıta bağlı, sürdürülebilir bir enerji geleceği hayaline yaklaşmamıza katkı sunabilir.

Biraz Eleştiri, Biraz Gerçekçilik

Peki, “tüm dünya aynı anda bu sistemi kurarsa, yer kabuğunu ne kadar soğutmuş oluruz?” diye soranlar da haklı. Bazı uzmanlar, enerji çekilirse yerkabuğunda bir soğuma ve dolayısıyla çekirdekte tehlike olup olmayacağını tartışıyor. “Onu kimsenin deneyip deneyemeyeceğini bilmiyoruz. Eğer Dünya’nın çekirdeği soğursa, kozmik radyasyona karşı kalkanımız çöker ve filmi orada koparız.” Bir diğer eleştiri: “Rüzgar türbininin biri doğaya zarar vermez ama hepimizin bahçesinde dönüyorsa, sonuçta rüzgar akımlarında istikrarsızlık başlıyor.”

Öte yandan teknik olarak, 10 kilometre derinliğe inmek zorunda mıyız? “Aslında yüzlerce metre kazınca bile 30 metrede bir derece artış oluyor. Klasik 3.000 metrelik kuyular, neredeyse 100°C’ye kadar sıcak su çekebiliyor. Petrol sondajcıları için 7.000 metreyi geçmek zor değil, ama zorluğu kontrol etmek epey maliyetli ve zor.” Diğer bir problem ise, derindeki tuz oranı ve basınçların, sondaj borularını hızla aşındırabilmesi. Dikkat, suyun tuzu derinlerde hiç de az buz değil!

Son olarak, Dünya’nın çekirdeği bu teknikle soğur mu? “Şaka bir yana, insanlık ortadan kalksa bile yanardağlar milyonlarca metreküp lav püskürtmeye devam edecek!” diyor eleştirmenler.

Sonuç: Yeni enerji devri başlasa da, fanteziden gerçeğe giden yol dolambaçlı. Sürdürülebilirlik ve gelecekteki olası etkileri hesaba katmadan, “enerji sonsuz” deyip gazı abartmamak gerek. Ama kim bilir, bugünün hayali yarının gerçeği olabilir!

Yorum yapın