CEİD

Bu proje Avrupa Birliği tarafından finanse edilmektedir.

TÜRKİYE'DE KATILIMCI DEMOKRASİNİN GÜÇLENDİRİLMESİ:
TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİNİN İZLENMESİ PROJESİ

İnsanlık asla Güneş Sistemi’ni terk edemeyecek mi? Bilim insanlarından şaşırtan açıklama

Evrenin büyüklüğünü anlamak için bazen çıplak gözle bakmak, bazen de bilim insanlarının bizi şaşırtan açıklamalarından birini duymak yeterli oluyor. Güneş Sistemi dışında hayaller kurmak güzel; ama bilim, uzayın acımasız gerçeklerini önümüze koyduğunda, her şey bir nebze daha ciddileşiyor.

Işık Hızında Bile Sıkıcı Uzay Yolculuğu

Uzayda ışık hızından hızlı hiçbir şey yok. Bir foton, bildiğimiz o minik ışık parçacığı, tam 299.792.458 metre/saniye yani neredeyse 300.000 km/s hızla yol alıyor. Bu hız, kulağa oldukça etkileyici gelse de, galaksimizin muazzam büyüklüğü yanında adeta bir kaplumbağa hızında kalıyor.

Bilimkurgu eserlerinde Star Wars’taki gibi ışık hızını aşmak, Interstellar’daki gibi solucan deliklerinden yolculuk yapmak veya Hyperion’daki gibi anında ulaşmak doğalmış gibi anlatılırken, gerçek fizik kuralları çok daha katı. Uzayda, yakın komşulardan ayrılmak bile başlı başına zorluk.

Josh Worth’un İllüstrasyonu: Işığın Güneş Sistemi Turu

Bu gerçeği anlamak için Josh Worth’un 2014’te hazırladığı etkileyici bir animasyon bulunuyor. Worth’un animasyonunda, ışığın Güneş Sistemi’nde düz bir çizgide katettiği yolu gerçek zamanlı izleyebiliyorsunuz. Hayal gücünüz ışığın bir anda Mercury veya Pluto’ya ulaşabileceğini söylese de, gerçekler bambaşka.

Bir bilgi: Güneş’ten Dünya’ya ışığın ulaşması yaklaşık sekiz dakika sürüyor. Belki daha önce duydunuz ama o sekiz dakikayı bir ekran başında beklemek deneyimi yaşadınız mı? Josh Worth’un animasyonunu başlatın ve sabırla sekiz dakika boyunca bir boşluğun ekrandan ağır ağır akışını izleyin. Relativitenin dibine vuran bir zaman algısı! Eğer buraya kadar geldiniz, sırada 43 dakikalık Jupiter yolculuğu, ardından sizi belki biraz hayal kırıklığına uğratacak 160 dakikalık Uranüs turu var. (Neptune ve Pluto için süreleri burada spoil etmiyoruz, sürpriz olsun.)

Kazara sıkılırsınız diye Worth aralara eğlenceli bilgiler serpiştirmiş. Ayrıca iki kısayolunuz var:

  • Yatay asansör: Daha hızlı ilerlemek isteyenler için.
  • Her gezegenin yanında bir çeşit “ışınlayıcı” özelliği: Bir anda gezegenlerin yanına sıçramak mümkün.

Üstelik mesafeleri sadece ışık birimiyle değil; kilometre, mil, astronomik birim (AU), hatta işin şakasıyla otobüs, piksel, mavi balina, dünya gezegeni ya da Çin Seddi uzunluğunda da hesaplayabiliyorsunuz.

Güneş Sistemi’nden Çıkmak: Hayal mi, Gerçek mi?

Worth’un animasyonu sadece Güneş Sistemi ile sınırlı. Unutmayalım:

  • Samanyolu galaksisi yüz milyarlarca yıldız içeriyor.
  • Gözlemlenebilir evren milyarlarca galaksiden oluşuyor.
  • Bize en yakın yıldız sistemi olan Alpha Centauri, 4,37 ışık yılı mesafede.

Yani, yüksek hayal gücüyle site içi bekleme deneyimini Alpha Centauri mesafesine uygulasak, kim bilir kaç nesil ekran başında bekler!

Bu animasyon bir açıdan, insanlığın başka dünyalara gitme hevesinin önündeki en büyük engeli, yani uzayın zaman ve mesafe tuzağını çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. Voyager 1 sondasını ele alalım: 5 Eylül 1977’de fırlatılan bu araç, 2019’da elde edilen verilere göre 21,5 milyar kilometreden fazla yol katetti. Bu mesafe uzayda sadece 20 saatlik ışık yoluna (veya Dünya-Güneş mesafesinin 144 katına) karşılık geliyor.

Daha kötüsü, Voyager 1 anca heliopozu yeni geçti; yani Güneş Sistemi’ni galaksinin geri kalanından ayıran sınır. Uzay sondaları, ne kadar “itici gücünü” zorlarsa zorlasın, ışık hızının çok küçük bir kısmını aşabiliyor. Mekanik yardımlarla gezegenlerin çekimini bile kullansanız, sonuç dramatik değişmiyor.

Voyager 1 hâlâ aktif ve faydalı olsa da, Güneş’e göre 17 km/s hız yapan bu sonda, bundan tam 40.000 yıl sonra 1,6 ışık yılı mesafedeki ilk yıldızla karşılaşacak. Diğer sondalar ise henüz böyle bir yolculuğa girişecek gibi görünmüyor.

Parker sondası insan yapımı en hızlı nesne rekorunu 147 km/s ile kırdı. Ama, bu rekor hızda bile Alpha Centauri’ye ulaşmak 9.000 yıl sürüyor. Gidiş-dönüş çilesinden bahsetmeye gerek var mı? (Kim böyle bir yolculuktan sonra geri döner ki?)

Evrenin Sonu Gelmez Uzaklığı ve Paradoxsal Yalnızlığımız

Tüm bunların ışığında iki önemli soru açığa çıkıyor:

  • İnsanlık bir gün Güneş Sistemi’ni terk edebilecek mi? Mevcut hızlarla bırakın yıldızlararası yolculuğu, sistemimizde komşu gezegenleri kolonileştirmek bile en ulaşılabilir hayal gibi duruyor. Alpha Centauri’yi düşünmek ise, anca çok iyimser (ve sabırlı) bir gelecek neslin işi olabilir.
  • Uzayın muazzam büyüklüğü, hem Dünya’daki hayatı hem de evrende olası başka yaşam formlarını sınırlandırıyor. Kardashev cetvelinde aşırı yüksek seviyeye çıkmış uygarlıklar teorik olarak böyle mesafelere ulaşabilir mi? Eğer öyleyse, nerede bu uygarlıklar? İzlerini niçin göremiyoruz?

Bu ikinci soru ünlü Fermi paradoksunda da tartışılıyor. Kısacası, bu ölçülemez mesafeler gösteriyor ki, evrende belki yalnız değiliz; ama pratikte, tamamen izole durumdayız. Yoksa, eğer astronomik uzaklıkları aşabilen uzaylılar bile bir “Roswell” inişini başaramıyorsa, işin içinde başka sorunlar da olabilir!

Sonuç olarak: Evren büyük, insanoğlu sabırsız; belki de kendi gezegenimizin kıymetini biraz daha bilmekten zarar gelmez. Zira bir GPS bile ayarlamak 160 dakika sürseydi, hepimiz şimdiden kaybolmuştuk!

Yorum yapın