Orta Çağ’a baktığımızda gözümüzde genellikle kocaman kaleler, zırhlı şövalyeler ve mum ışığında yapılan şölenler canlanır. Ancak asıl merak etmemiz gereken, hayatın çok daha gerçek ve kokulu bir yönü var: Orta Çağ şatolarında tuvaletler nasıl kullanılıyordu? Cevabımız sadece şaşırtıcı değil, aynı zamanda Orta Çağ’ın mühendisliğine olan hayranlığınızı da artırabilir!
Şatolarda Hijyen: Zorlu Bir Mücadele
Orta Çağ’da şatolarda hijyeni sağlamak, özellikle kuşatma altındayken tam anlamıyla bir maceraydı. Modern konforlardan yoksun bir çağda, doğanın çağrısına cevap vermek sandığınız kadar kolay değildi. Yine de o dönemin ustaları zekalarını konuşturdu ve insan atıklarıyla başa çıkmak için gayet yaratıcı çözümler buldular. Hangimiz, devasa taş duvarlar arasında dolaşırken, “Buralarda acaba nasıl tuvalete gidiliyor?” diye bir an durup düşünmemiştir ki?
Asma Latrinler: Orta Çağ’ın Akıllıca Buluşu
Orta Çağ’dan 19. yüzyıla kadar, şatolarda genellikle “askı üzerine inşa edilmiş latrinler” olarak bilinen bir tür tuvalet kullanıldı. Ahşap ya da bazen taş yapıdan oluşan bu özel tuvaletler, çoğunlukla görkemli binaların bir parçasıydı. Dışarıdan bakıldığında savunma amaçlı yapılan çıkıntıları (bretèche) andırsalar da, işlevleri tamamen farklıydı. Savunma için kullanılan bretèche’ler, kale duvarlarının dışına taşan ve düşmanlara ok atmak için kullanılan bölümlerdir. Latrinler ise daha barışçıl (ve doğal olarak daha kokulu) bir amaç için yapılmıştı.
Latrinlerin çalışma prensibi şaşırtıcı derecede basitti:
- Kullanıcı ihtiyacını giderdiğinde atıklar doğrudan aşağıdaki çukura düşüyordu.
- Herhangi özel bir sistem yoktu; yerçekiminin doğa harikası burada tüm yükü üstleniyordu.
Bu latrinler kalıcı olarak hizmet verir, yeri ya soylulara ya misafirlere ya da hizmetliler, işçiler ve askerler gibi diğer gruplara göre belirlenirdi. Yerleşim ve erişilebilirlik, kimin kullanacağı konusunda farklılık yaratıyordu. Ayrıca bu yapı sayesinde hem gizlilik sağlanıyor hem de yağmurlu havalardan (yani çamur ve su baskınlarından) korunuyordu.
Kuşatmalarda ve Günlük Hayatta Pratiklik
İş burada bitmiyor. Bir şatonun kuşatma altındayken en zayıf ve savunmasız noktası tuvalet kapısı mı olsun? Hayır, asla! Asma latrinlerin alt kısmı öyle tasarlanmıştı ki, düşmanlar alttan saldırıp ok atamasın diye koruma sağlanıyordu. Bazı kullanım alanlarında ise tuvalet kapağı olarak tahta kullanılır, ayrıca doğal bir havalandırma sistemi için küçük menfezlerden hava akımı sağlanırdı. Kısacası, kokuya karşı Orta Çağ mühendisliği iş başındaydı! Küçük bir havalandırma bile hayat kurtarabiliyordu.
“Maître Fifi” ve Şatoların Gerçek Kahramanları
Elbette bu kadar atık birikirse ne olur? Hijyenin bozulmaması için bu çukurlar, en az yılda bir kez olmak üzere, düzenli olarak boşaltılıyordu. Bu iş için Orta Çağ’da bağımsız bir meslek dalı bile doğdu: “Maître Fifi”. Her ne kadar bu unvan zamanla hoş olmayan çağrışımlar yapıp toplumda aşağılayıcı bir anlam kazansa da, şatoları sağlık açısından kurtaran bir meslekti. Çukurlar tamamen boşaltılamadığında ise, bu kahramanlar temizlik işleriyle ilgilenirlerdi. Asma latrinler zamanla kullanılmaz oldu ve bu meslek de tarih sahnesinden silindi. Ancak bir zamanlar bu önemli ihtiyaç için gece gündüz çalışan insanlar olduğunu unutmayalım.
- Tahta veya taş yapı, doğrudan çukura atım sistemi
- Her sınıftan insanın kullanabildiği kalıcı tuvaletler
- Yağmurdan ve düşmandan korunaklı tasarım
- Doğal havalandırma ve bazı yerlerde kapaklar
- Düzenli boşaltım ile hijyenin sağlanması
- “Maître Fifi”ler: Tarihin unutulan çalışanları
Sonuç olarak şunu diyebiliriz: Orta Çağ şatolarında temizlik ve tuvalet, sanıldığından çok daha incelikli bir konuydu. Eğer bir gün bir şato gezisine katılırsanız, görülmemiş köşelere iyice bakın; belki de o görkemli taş duvarların ardında, tarihin en yaratıcı (ve belki de en kokulu) mühendislik harikalarından biri sizi bekliyordur!



