CEİD

Bu proje Avrupa Birliği tarafından finanse edilmektedir.

TÜRKİYE'DE KATILIMCI DEMOKRASİNİN GÜÇLENDİRİLMESİ:
TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİNİN İZLENMESİ PROJESİ

Ölüm anında beyninizde neler olduğu herkesi şoke edecek!

Ölüm anında beyninizde neler olduğu herkesi şoke edecek! Bilim, bu gizemli geçişin perdesini aralıyor ve elde edilen yeni bulgular, ölüm ile yaşam arasında sandığımızdan çok daha karmaşık bir çizgi olduğunu gösteriyor. Şimdi, beyin dalgalarının şaşırtıcı dansını birlikte keşfe çıkıyoruz.

Ölüm ve Dirilişin Dalga Sırrı

Sorbonne Üniversitesi’nde nörobilim profesörü olan ve aynı zamanda Paris Beyin Enstitüsü’nde bir araştırma ekibini yöneten Stéphane Charpier, ölüm anında ve hayata döndürme sırasında beyinden yayılan farklı elektromanyetik dalgaları tespit etti. Üstelik bu “ölüm ve reanimasyon dalgalarını” 1 Mart’ta Paris-Saclay Zirvesi’nde bilim dünyasıyla paylaşacak. Charpier ve ekibinin araştırmaları, ölüm anında beyin faaliyetinin sandığımızdan çok daha ilginç olduğunu kanıtlıyor.

Ölüm Dalgası: Yanlış Anlaşılmış Son Nokta

İlk tespit edilen dalga, “ölüm dalgası” olarak adlandırıldı. İlk bakışta bu dalganın, beynin işlevselliğinin tamamıyla sona erdiği, yani nöronların öldüğü son ânı işaret ettiği düşünüldü. Ancak Charpier bunun büyük bir yanılgı olduğunu vurguluyor. Ekibiyle birlikte, beyne oksijenli kan akışını keserek (kalp durması anında olduğu gibi) ve ardından reanimasyon uygulayarak fareler üzerinde deneyler yaptı.

  • Ölüm dalgasının nedeni, nöronlar oksijenden yoksun kalınca işlevini yitiren bazı moleküller.
  • Nöronlar, yaşam sona erdiğinde içiyle dışı arasındaki elektriksel gerilimi koruma yeteneklerini kaybediyor; bunun sonucu olarak beyinde ölümcül bir elektrik akımı (ölüm dalgası) oluşuyor.
  • Bu dalga, beynin içinde ölümün dolaşan elektriksel imzası aslında. Tatlış bir veda değil, adeta bir “nöronal kuğu şarkısı”…

Reanimasyon Dalgası: Hayata Dönüşün İşareti

Şimdi gelelim heyecan verici kısma: Eğer beyne tekrar doğru şekilde oksijen sağlanırsa, yani reanimasyon başarılı olursa, bambaşka bir dalga devreye giriyor. Adına “reanimasyon dalgası” denilen bu özel işaret, beynin toparlanacağının göstergesi. İstatistikler şaşırtıcı: Her seferinde, bu dalga görülüyorsa beyin aktiviteleri normale dönüyor ve nöronlar eski elektriksel gerilimlerini tekrar kazanıyor.

Charpier’in deneylerinden çıkan önemli bir sonuç var: Yaşam ile ölüm arasındaki geçiş, tek bir an değil, birkaç dakika süren, yavaş yavaş ilerleyen bir süreç. Bu sırada öncelikle bir elektriksel aktivite artışı yaşanıyor. Yani, beynin son şarkısı… Bazı araştırmacılar bunun, ölümle burun buruna gelindiğinde yaşanan olağanüstü deneyimlerin (meşhur tünel, ışık, v.s.) arkasında olduğunu düşünüyor.

  • Aktivite birden düşmeye başlıyor ve sonunda ölüm dalgası geliyor.
  • Müdahale yoksa, beyin aktivitesi tamamen çöküyor ve ölüm kaçınılmaz.
  • Fakat başarılı bir reanimasyonda, reanimasyon dalgası beliriyor ve bu, beynin yeniden çalışmaya başladığını müjdeliyor.
  • Eğer reanimasyon dalgası yoksa, kalp atıyor olsa bile beyin geri gelmiyor.

Halk Sağlığı Açısından Kritik Anlam

Bütün bu dalgalar ne işe yarayacak, derseniz… Şu an kalp-solunum durması geçiren birini hayata döndürmek genellikle başarı getirmiyor. Çoğunlukla, kalp yeniden atsa bile oksijensiz kalma sonucu beyin ağır hasar alıyor. Maalesef, hasta büyük nörolojik sekellerle karşı karşıya kalabiliyor; bazen de “atan bir kalple cansız beden” haline geliyor. Tüm organlar çalışıyor, beyin hariç. Tam da buna beyin ölümü diyoruz.

Charpier ve ekibinin peşinde olduğu şey ise, hastanın reanimasyon sonrası beyninin iyileşecek olup olmayacağını ve ne durumda olacağını gösteren erken biyobelirteçler bulmak. Bu, hem halk sağlığı açısından hem de kısa, orta ve uzun vadeli tahminler için hayati önemde. Şu ana kadar elde ettikleri bulgularda, reanimasyon dalgası gözlenmeyen farelerin beyin aktiviteleri kesinlikle geri dönmüyor, kalp çalışsa dahi. Bu durumun insanlar için de geçerli olup olmadığı elbette araştırılıyor.

Şu an doktorlar, reanimasyonun anlık etkisini değerlendirirken yalnızca kalp ve dolaşım sisteminin verilerine bakabiliyor. Beynin durumu hakkında gerçek zamanlı bilgi yok. Oysa Charpier’in vurguladığı gibi, beyin ve kalp fonksiyonlarının eş zamanlı takibi ile çok daha doğru ve hızlı teşhisler koymak mümkün. Kim bilir, belki gelecekte ölüm ile yaşam arasındaki bu ince sınırı ellerimizde tutabileceğiz… Ve elbette, işler kötüye gitmeye başlamadan önce, erken müdahale ile hayatlar kurtarabileceğiz.

Beynimiz, son perdeyi kapatırken bile bize göz kırpıyor olabilir!

Yorum yapın