CEİD

Bu proje Avrupa Birliği tarafından finanse edilmektedir.

TÜRKİYE'DE KATILIMCI DEMOKRASİNİN GÜÇLENDİRİLMESİ:
TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİNİN İZLENMESİ PROJESİ

İstanbulʼa sadece iki saat uzaklıktaki bu sahil kasabasında yazın bile kalabalık neredeyse hiç yok

İstanbul’dan kısa bir kaçamakta, Karadeniz kıyısında saklı bir nefes alanı var. Şehrin bitmeyen gürültüsünden uzaklaşıp, rüzgârın tuzlu sesine kulak verdiğinizde, zamanın burada yavaşladığını hissediyorsunuz. Yazın ortasında bile kalabalığın birbirini itmediği, sahilin ise usulca kumsala vurduğu o yer, beklenenden çok daha yakın ve çok daha sakin.

 

“Burada gün, denizin rengine göre başlar,” diyor bir balıkçı, elinde ağlar kururken. “Sabahları sis, öğlenleri poyraz, akşamları ise martılar konuşur.” Bu sözler, kasabanın ruhundaki dinginliğin kısa ama derin bir özeti gibi.

 

Neden bu kadar sakin?

Buranın sakinliği, büyük tesislerin yokluğundan ve korunan doğal dokudan geliyor. Ana arterlerden uzak duran, tali yollarla ulaşılan bu sahil, hızlı tüketime değil, yavaş adımlara çağırıyor. Kalabalık tatil şablonları buraya uğramıyor; çünkü buranın ritmi yerelin, misafirleri ise sabırlı gezginlerin.

 

Kıyı boyunca orman, dere ve kaya formları birbirine karışıyor; doğa, “bende gösteriş yok, sadece tevazu” diyor sanki. Gürültülü plaj müzikleri yerine, çamların hışırtısı eşlik ediyor. “İnsanı dinlendiren bir boşluk var burada,” diye fısıldıyor rüzgâr, ince dalgaları taşırken.

 

Nasıl gidilir ve nereye?

Rotanın hedefi Kıyıköy; Kırklareli’nin Karadeniz kıyısında, İstanbul’a yaklaşık iki saat mesafede. TEM’den Çerkezköy çıkışı ya da Kuzey Marmara Otoyolu üzerinden ilerleyip, son bölümde orman yollarına dalıyorsunuz. Direksiyonun başında acele yok; virajlar kısa, manzaralar uzun.

 

Toplu taşımayı sevenler için Otogardan çıkan minibüsler, haftanın çoğu günü işliyor. Yolun sonunda, taş bir köprü, dar sokaklar ve ağır ağır akan bir dere karşılıyor sizi. İlk nefeste gelen koku: iyot, reçine ve fırından yeni çıkmış ekmek.

 

Ne yapılır? (Yavaş gezginin küçük listesi)

 

    • Dere ağzında bir kayık kiralayıp mağara ağzına kadar kürek çekin; su yüzeyi ayna gibi, kıyıda sazlık kuşları size eşlik eder.

 

    • Kaya oyma manastırı sakin saatlerde gezin; duvarlarda zamanın izleri sürpriz bırakır.

 

    • Sabahın erken saatlerinde küçük limanda ağ toplayan balıkçıları izleyin; “Bugün istavrit hafif, mezgit iyi” muhabbetine kulak verin.

 

    • Akşamüstü falez üzerine oturup güneşi sis perdesine batırın; renkler morla kehribar arasında gezinir.

 

 

Deniz, orman ve mutfak

Karadeniz burada kaprisli, ama bir o kadar çekici. Günübirlik yüzüşler için dalga takvimi sormak iyi bir fikir; sahil güvenlik ve yerel kafeler memnuniyetle paylaşıyor. Denize girmeseniz bile, ılık kumsalda yalınayak yürümek başlı başına bir şifa.

 

Mutfakta söz, balığa ve yerel otlara geçiyor. Taze mezgit tavası, korukla marine edilmiş salatalar ve odun fırınından çıkma pide masaya kuruluyor. Bir pansiyon sahibi şöyle diyor: “Misafir çok olsun istemeyiz; gelen iyi dinlensin, iyi yesin.”

 

Konaklama ve mevsim

Büyük oteller yok, ama şirin pansiyonlar ve aile işletmeleri var. Taş duvarlı odalar, çiçekli avlular ve balkonda süzülen çam kokusu beklentiyi karşılıyor. Erken rezervasyon, özellikle hafta sonları, gerçek bir kurtarıcı.

 

İlkbahar yeşil, sonbahar kehribar; yaz ise beklediğiniz kadar kalabalık değil. En “sessiz dalga” saatleri sabah erken ve gün batımı. Kışın da ayrı bir büyü var; şehrin grisi, burada maviye dönüyor.

 

Kültür, ritim ve küçük saygılar

Sokaklar dar, konuşmalar kısık; burada yüksek ses, rüzgârla uyuşmuyor. Fotoğraf çekerken balıkçılara selam verin; bir tebessüm, bir “kolay gelsin” kapıları açar. Çöplerinizi geri götürün, ormanda belirli patikalarda kalın.

 

“Misafir olmak, ev sahibi gibi sorumlu olmak demektir,” diyen yaşlı bir amca, liman taşına oturmuş ağ düğümlüyor. Bu söz, kasabanın yazısız kuralına da tercüman: Az iz, çok saygı.

 

Ufuk çizgisinin hediyesi

Burada gün bitince, ufuk çizgisi insanın içini usulca dolduruyor. Şehirdeki hızın buğusu, dalga sesinde eritiliyor. Eve dönerken çantada birkaç çakıl, cebinizde hafif bir tuz tadı ve içinizde uzun süre susmayacak bir sükûnet var.

 

Yola çıkmadan hava durumuna bakın, rüzgârı koklayın, ay ışığını takip edin. Bu kasaba, hızlı değil, yavaş gelenleri ödüllendiriyor; aceleyi kapıda bırakıp içeri öyle giriyorsunuz.

Yorum yapın