CEİD

Bu proje Avrupa Birliği tarafından finanse edilmektedir.

TÜRKİYE'DE KATILIMCI DEMOKRASİNİN GÜÇLENDİRİLMESİ:
TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİNİN İZLENMESİ PROJESİ

Karadenizʼin saklı kalmış bu yaylası turistlerin henüz keşfetmediği son cennetlerden biri

Sabahın ilk saatlerinde Fırtına Vadisi’nden yükselen esinti, çam kokusunu derin bir nefes gibi içeri taşır. Yol, kıvrıla kıvrıla göğe uzanırken, yanınızdan geçen bulutlar omzunuza hafifçe değiverir. Bu andan sonra, haritanın boşluklarında kalan, kalabalıkların henüz doldurmadığı bir dünyaya adım atarsınız.

Burada zaman yavaş, adımlar daha hafif. Tahta evlerin bacılarından tütmeyen duman, öğle güneşinin tembelliği içinde bekler. Kimi kapılar aralık, kimi kilitsiz; çünkü rüzgâr, bu yaylada misafirdir, ev sahibi değildir.

Yolun Ritmi

Rize’nin Çamlıhemşin taraflarında, patikalar suyun şarkısını ezbere bilir. Her virajda başka bir yeşil, her gölgede başka bir serinlik saklıdır. Lastik izlerinin seyrekliği, kuş seslerinin cömertliği ile dengededir.

“Burada zaman acele etmez,” diyor yol kenarında çayını karıştıran yaşlı bir bey. “Ettikçe, yolu kaybedersin.” Cümlesi, taşların arasından akan çağlayanın sesine karışıp kayboluyor.

Sislerin Arasında Bir Dünya

Öğleden sonra çıkan sis, tepeleri bir masal kumaşıyla örtüyor. Gözünüzün önünde kaybolan ufuk, bir anda, sis denizinin iskele direği gibi görünen ladinlerle geri dönüyor. Bir adım sonra yaz, bir adım sonra sonbahar; hava, mevsimleri cebinde taşıyan yolcu gibi.

“Bulutlar sanki kapıyı çalıyor,” diye fısıldıyor sırt çantasını duvara dayamış genç bir gezgin. Ardından ekliyor: “Sonra içeri giriyor, herkesle selamlaşıyor.”

Tahta Evlerin Hafızası

Yüksek çayırların ortasında duran ahşap yapılar, yılların rüzgârını okumuş gibi. Eşiklerde kuruyan mısırlar, gölgede bekleyen süt güğümleri ve duvarlara asılmış yayık parçaları… Her biri, burada yaşamın sesini taşır.

Güneş çekildikçe, kütüklerin rengi kızıl bir tona döner; kapı önlerinde ince kül izleri belirir. Horona kalkmayan ayaklar bile, rüzgârın ritmine düşünmeden uyar.

Göletin Aynasında

Yaylanın kenarındaki küçük gölet, gökyüzünü eksiksiz yansıtır. Bir martının gölgedeki kanadı, su yüzünü ipek gibi sıyırır. Kıyıya dizilen çiçekler, orman gülünün mor notasıyla tabloyu tamamlar.

Burada fotoğraf makinesinin susması gerekir çoğu zaman. Çünkü bazı manzaralar yalnızca hatırada durduğunda, gerçek kalır.

Yerel Sofranın Sıcaklığı

Akşamüstü, taş fırının önünde ekmek kokusu ağır ağır yürür. Tereyağı, mısır ekmeğine ince bir gülümseme gibi yayılır; yanında taze keçi peyniri, bu sade şöleni taçlandırır. Bir tas yayık ayranı, günün tozunu indirir.

“Misafir, boş tabak görmez,” diyor ev sahibi kadın, tepsiyi uzatırken. Onun cümlesi, buranın en eski ve en kıymetli kuralını tekrarlar: Paylaşmak, sofranın tuzudur.

Patikalarda Sessizlik

Sabah yürüyüşünde çayırlar ipek gibi; her adımda minik çiğ damlaları parlıyor. Ayakkabının altındaki toprak, ayaz görmüş ekmek gibi çıtırdar; kuş, yaprağına dokunmadan konar.

Bu sakinlik, gezenin içini de düzler. Düşünceler, rüzgârla aynı hızda yumuşar; kalp, yürümenin ritmine eşlik eder.

Yanına Al ve Unutma

  • Hafif bir yağmurluk ve katmanlı kıyafetler; hava kararsız, sürprizleri sever.
  • Sessiz adımlı bir ayakkabı; toprakla dost, taşla sabırlı.
  • Boş bir zaman dilimi; takvimden koparılmış, saate bakmayan.
  • Küçük bir çöp torbası; getirdiğini götüren, iz bırakmayan vicdan.
  • Termosa çay; sohbete yoldaş, soğuğa itiraz.

Doğaya Saygıyla Gezmek

Burada her patika, bir hikâye taşır; her ağaç, gölgesini cömertçe sunarken sessizlik ister. Ateşi taşın üzerinde yakmak, suya sabun değdirmemek, çöpü düşünmeden cebe atmak gibi küçük özenler, büyük bir teşekkürdür.

Yol kenarında bir tabela yoksa, yönünü yosunun renginden, suyun akışından okursun. Çünkü doğa, sabırlı okura her zaman cevap verir.

Veda Etmeden Önce

Gün biterken gökyüzü, bakır bir tepsi gibi parlar. Sis, usul usul geriye çekilir; çamların arasında yeni doğan ay, suya ince bir iz bırakır. Yol tekrar kıvrılır, taşlar tekrar susar.

Arkanızda bıraktığınız şey yalnızca bir manzara değildir; kulakta kalan bir melodi, cebinizde çınlayan bir anahtar gibidir. Ve insan, böyle yerlerden ayrılınca, şunu fısıldar: “Bazı güzellikler, kalabalıkla eksilir, yalnızlıkla çoğalır.”

Yorum yapın